SEZGİ MERKEZLERİNİN GÜCÜ!


Ülkemizin dünya genelinde farklı alanlarda yaşanan yarışta küme düşmemesi için yükte hafif pahada ağır olan, sınırların dışında da kolayca pazarlanabilen ve gelecekteki rekabetin ekseni hâline gelecek konulara yatırım yapması zaruridir.

Bugünkü rekabette bayrak taşıyıcısı olan konular, yaratıcılık ve onun çıktısı olan inovasyondur. Bu konuların ardı sıra gelmekte olan sezgi de bayrağın bir ucundan tutmuş durumdadır.

İnovasyon liginde üst sıralarda yer alan ülkelerin, yaratıcılığı ortaya çıkarmak için çok farklı konulara ilgi gösterdiğini biliyoruz.

Mesela,

 

Şaşırt Beni Etkinlikleri

 

Çalışanlardan herkesi şaşırtacak fikirlerini ve olağanüstü yaşanmışlıklarını kısa kısa sunmalarının istendiği workshop’lar.

Şirket İçi Roadshow’lar

Bir yönüyle ‘saçmalama kokteylleri’ de diyebileceğimiz, yeni ürün ya da yan ürün çıkarmak için yapılan “kopup fırlama” etkinlikleri.

Fab-Lab’lar

Çalışanların ortak iş yapma becerilerini geliştirirken aynı zamanda yaratıcı ve yenilikçi çalışmaların firmada hayata geçirilmesi için kurulan mekânlar.

Bunlara benzer ancak yaratıcılığı ortaya çıkarmada bunlardan daha ilginç olarak değerlendirilebilecek bir hikâye var. Hikâyenin yaratıcısı, DANONE. DANONE, büyük bir bayi toplantısı düzenledi ve katılımcılardan değişik kostümler giymelerini istedi. Toplantı, beklenenin aksine, benzerlerine göre çok daha somut çıktılarla sonuçlandı. CEO’ya “Sonuç nasıl böyle oldu?” diye soranların aldığı yanıt: “Basit ve komik bir peruğun gücünü asla küçümsemeyin! Çünkü peruk, hiyerarşiyi siler ve hiyerarşi, samimiyeti öldürür. Hem CEO hemde stajyer için bu böyledir. Peruklar bize, taklit kılıfına bürünerek kendimizle ilgili gerçek bir şeyi görme imkânı verdi ve herkesin daha serbest, yaratıcı olmasını sağladı.” oldu.

Yaratıcılık tamam. Şimdi sıra sezgide!

 

Sezginin gücü

 

Sezme kabiliyeti kısaca, “anlatılanların ardındaki derin anlamı ve önemi görebilme” olarak tanımlanabilir.

 

Bir filozofun deyişiyle sezgi, düşünceden türeyen ilahi bir bilgi niteliğindedir.

Sezgiyi daha iyi kavramak için konuya ciddi anlamda kafa yoran Bergson’a müracaat edebiliriz: Bergson sezgiyi, “çoklukların sürekli akışının deneyimsel tanımının oluşturduğunu” söyler.

Bergson devam eder: “Akış olarak deneyim tanımından yola çıkıldığında sezgiler tek başına insanın yalnızca düşünsel süreçlerine ya da eylemsel süreçlerine ait olmaktan çıkmaktadır. Sezgi, düşünsel ve eylemsel olanın bir arada akışındaki kişisel ve rastlantısal olanlarla belirmektedir.” der.

Sezgi sözcülüğünün iki anlamda kullanıldığını da ekler Bergson: Birincisi, “Sezgi, ani bir kavrayış belirtir.”, ikincisi ise “Sezgi, bir olayın çok çabuk kavranmasını ya da anlaşılmasını tanımlar.”dır.

Sezgisel kavrayışı ise algı-anı, algı-bilgi, yapma-bilme, yapma-anı, yapma-algı ilişkilerinin tümü olarak ele alır Bergson.

İnovasyonu, bir yanıyla “boşlukları yakalamak” olarak düşündüğümüzde, sezginin ne kadar işe yarayacağını da anlamış oluruz.

 

Sezgi nelere yol açar?

  • Durumlara esnek tepkiler verebilmeye,
  • Rastlantısal koşullardan, belirsiz ya da çelişkili mesajlardan anlam çıkarabilmeye,
  • Bir durumun farklı ögelerinin göreli önemini tanımaya,
  • Farklılıklar arasındaki benzerlikleri bulmaya ya da tam tersi benzerlikler arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmaya,
  • Eski ile yeni kavramlardan farklı kavramlar oluşturabilmeye,
  • Yeni fikirler ortaya atabilmeye.

Hissetmenin değeri nedir?

 

Hissetmek, diğer insanlarla derin bir yolla bağlantıya geçme, onların reaksiyonlarını anlama ve bunlara uyum sağlama becerisi olarak ifade edilir. Sezgi/hissetme oldukça karmaşık süreçler olduğundan makineler bu konularda henüz çok az beceriye sahip…

Sezgileri/hisleri güçlü olan insanlar, kendilerinin ve çevrelerindekilerin duygularını hızlı bir şekilde değerlendirerek durgun enerjileri harekete geçirme becerisine sahiptirler. Bu özelliklerin her zaman anahtar rolde olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.

Makineler hayatımıza izinsiz girerek tüm yaşamsal argümanlarımızı ele geçirirken aynı zamanda duygularımızın da mekanikleşmesini sağlayacak bir sosyal düzen inşa etmektedir.

Sezgileri/Hisleri iş piyasasının gelişimine nasıl dâhil ederiz?

 

Makineler, standart işlerde insanların yerini almış/alacak olsa da sezme/hissetme kabiliyeti henüz makinelerin ulaşamayacağı kadar uzak bir beceriolarak görüldüğünden henüz tam bir “insan” gibi davranamamakta.

 

Hatta 2025’te insanların makineler tarafındaniş yerinden uzaklaştırılacağı, buna karşın sezme kabiliyeti yüksek insanların, tam tersi bir etkiyle, kritik karar verme anlarında önemli görevler ifa edeceğinden mumla aranacakları dile getirilmektedir.

 

Kısacası, bu özelliklerimizi hem korumak hem de geliştirmek için çabalamamız şart.

 

Ama nasıl?

 

Bazı ülkelerde pıtrak gibi kurulmaya başlayan ve iş piyasasına hizmet eden sezgi merkezleri, bu soruya verilecek cevaplardan bir tanesi.

 

Sezgi merkezleri ne yapar?

Hayal gücünün metodolojik olarak ürün ve hizmete dönüştürülmesini sağlarken dünyanın gelişen trendlerine nasıl adapte olacağımızı sistematik öngörülerle bulmaya çalışır.

Sezgi merkezleri neden önemli?

Merkezler,

  • Geleceğin belirsiz karakterde oluşunun her sektör için kritik derecede riskli hâle gelmesi,
  • Trendlerin önceden tespit edilmesinin rekabette sağlayacağıavantaj,
  • Dünya ile yarışta duygusal öngörülerin değeri,

Nedenleriyle önemlidir.

Nereden başlanacak?

Sezgi merkezleri için atılacak ilk adım, bir uzmanlar grubu ile sürecin içerik ve işleyiş açısından mimarisini oluşturmaktır. Sonrasında, pilot bölgelerde merkezler kurmak gerekmektedir. Böylelikle uygun firma ve/veya kurumların sistematik bir şekilde sezgi çalışmaları yapmalarının yolu açılmış olacaktır.